Modern sanatın anahtarları ve ölümcül günahlar
Yakın zamanda elime geçen Modern Sanatın Yedi Anahtarı
isimli bir kitap bana, yasak meyveyi yiyen bir sanatın olduğunu ve bu yöndeki
masumluğun ortadan kaldırılmasına dair de 20. yüzyıl ve günümüz yeterince
örnekle onurlandırıldı diye düşündürttü. 20. yüzyıl öyle bir tarih dilimi ki
tam anlamıyla yedi ölümcül günahtan oburluğa karşılık geliyor. Ele alacağım ilk
dört yaklaşım bozulmuş bir sevginin, beşinci yaklaşım eksik bir sevginin, altı
ve yedinci yaklaşımlar ise aşırı sevginin sonuçlarıdır diye belirtmek isterim.
Sanatta 20. yüzyıl alabildiğine doymak bilmeyen bir yapıya sahip, önüne ne
gelirse yutmakta, hemen öğütüp, gene yutmakta ve gene öğütmekte. Bu döngü böyle
devam edip durmakta. Bu döngüden para babaları istiflerine istif kattıkları
için, döngüyü güçlü şekilde desteklemekte, vb. Sonuç; sanatta ciddi bir iç
boşalmanın yaşanması ve sanatın ölmekten beter hale getirilmesi. 20. yüzyıl
öncesi, 20. yüzyıl kadar bile bir denklik sağlayamayacak denli masum kalmakta
ortadaki tabloya bakınca… Demek ki buradan asıl kötücül amaçlar ve sanat
ilişkisi, asıl son 120 yılın bir ürünüdür demek mümkün. İşte bu 120 yılı
muhatap alan para baronlarının desteklediği herkes, ortadaki günahın da suç
ortakları. Ne varsa 20. yüzyılın sanatında var diyen sanat tarihçilerinden tutunda,
küratör, müzecilere, sanat yazarlarına ve sanatçılara dek uzanan bir
günahkarlar listesi. 120 yılın sanatla ilgili ne kadar aktör ve aktiristi
varsa, bilsinler ki oluşturdukları tarih oburdur. Bu süreç ve genel sanat
tarihi kapsamında obur olmayanları tespit etmek ise, bugün sanat için çözüm
üretmede fevkalade önem arz eder bana göre.
Bir diğer konu da 120 yılın oluşturduğu biyografiler konusudur; sanatçısı, eleştirmeni, küratörü, galericisi, editörü, vb, oburca yönetilen sektörün belirlediği kimselerin biyografileridir bunlar. Taraflı ve yanlıdır. Hepsinde büyük bir kibir hâkimdir. Kibir de ölümcül günahlardan biridir. Ne demek ölümcül olmak. Ölüme dek, yani insanı yok olmaya dek götüren yanlış. Obur dünyanın kibirli insanları, kendilerini beğendikçe beğenmekte ve üstün görmektedir. Üstün gören, altta görmeye sahiptir. Dolayısıyla hükmetme, mutlak birilerine efendi-köle bağlamlı yaklaşıyor demektir. 120 yıl öncesinde bu yöndeki benzer örneklerin daha masum kaldığı, gene de bu ve diğer günahı işleyenlerin o koca sanat tarihinde olduğuna da şüphe yoktur, fakat 20. yüzyılda ve günümüzde bir çılgınlığa dönüşmesi ise bambaşka bir olaydır. Gene bu süreç için ve genel sanat tarihi kapsamında kibir dışı olanları tespit etmek, bugün sanat için çözüm üretmede fevkalade önem arz edecektir.
120 yılın estetik anlayışlarına odaklandığınızda, estetiğe koşut bir başka günahın devreye girdiğini fark edersiniz: Haset. Kıskançlık ve çekememezlik. Sanat ve sanatçı üslup ve tavırlarının bir birini suçladığı ve karaladığı manifestolarla doludur söz konusu 120 yıl. Çoğunluk kendini beğenir ve üstün görür; bir büyük kibir içindedir. Kimileri bu kibre düşmemek ve salt kendi işiyle uğraşmaya da çalışır; işte onlar doğru davranış sergiler, fakat kalabalık içinde kaybolmuşlardır yazık ki. Fakat tabi doğru bir tarih yazımı yapıldığı takdirde onların haklılığı ortaya konacaktır. Aslında haset sanatın aydınlık yüzünün karşıtı olan karanlık yüzünü gösterir. Dolayısıyla söz konusu 120 yıl, ağırlıklı şekilde karanlık yüze sahiptir diye düşünüyorum, halen de bu durum devam etmektedir… Bu süreç için ve genel sanat tarihi kapsamında haset dışı olanları tespit etmek, bugün sanat için çözüm üretmede fevkalade önem arz edecektir. Sanat tarihçisinin en önemli sorumluluğu da bu noktada başlamaktadır bana göre.
120 yılın sanatında, önceki onlarca yüzyılın sanat anlayışlarına oranla bir çırpıda birçok deneyime girilip çıkılması da sözü edilen sürecin önemli bir yanıdır. Fakat bu kez de kendinden olmayana tahammülün az olduğunu, her hareket veya sanat tavrının bir öncekine adeta öfke duyarak harekete geçtiğini, sürecin sanat oluşumları net şekilde ortaya koymaktadır. Mitolojideki tanrısal hiddet ve hışım, bu kez sanata sirayet etmiş gözükmektedir. Sanatın deneyim boyutunda hırs, bir olumsuz faktör olarak durmaktadır. Bu deneyimlerin içinde oburluk, kibir ve haset de destek görür. Hep beraber bu olumsuz faktörler, bugünlere doğru bir gelişme göstermişler ve bugün sanatın içinin boşalmasının en güçlü nedenlerinden biri de beraberce olan bu gelişmedir yazık ki. Bu süreç için ve genel sanat tarihi kapsamında salt sanata yönelik deneyimlerin tespitinin yapılması, bugün sanat için çözüm üretmede gene fevkalade önem arz edecektir. 120 yılın sanatındaki kuramsal çabaların da diğer dört faktörün varlığı altında gerçekleştiği düşünülürse, insanların işi bildikleri gibi, ağırdan, bazı kişi ve olayları yok sayarak, ya da meseleleri iyice çarpıtarak etki altında bir kuramsallık eşliğinde yürüdüklerini söylemek olası. 120 yılın kuramsallığına gelince, iki elin parmak sayısını geçmeyen başat kuramsal kitapların bir tekrarıdır çoğunlukla. Çoğun söz konusu başat kitaplara hep atıf üzerine atıf yapmaktadır diyebiliriz buna. O nedenle ben, bu 120 yıl için bir tembellik günahının da sanatta işlendiğini ayrıca düşünmekteyim doğrusu. Belki bu bazılarına inandırıcı gelmeyecek, fakat gerçekten de durum en genel halde böyledir. Başatlık söz konusudur, o başatlardan kaçta kaçının tarafsız kalıp kalmadığına ve bir güce hizmet edip etmediğine de bakmak gerekmektedir. 120 yılın sanatında oburluk, kibir, haset, öfke var diyorsak, tembellik de mutlak baş gösterecek sonucuna da mantık silsilesi gereği ulaşırız. Bu da kuramsal tarafta kendini ileri sürdüğü gibi, uygulama tarafında da ciddi bir üslupçuluğu körüklemiştir. Tembel olanın yeniyi aramasını bekler misiniz? Oburdur, kibirlidir, hasettir ve öfkelidir, yerinden kalkmaz haldedir; ağırdır, hantaldır.
Sanatta hantallaşma başladığı andan itibaren zorlama derecesinde aşırı istekli olma hali; yani şehvet akla geldiği andan itibaren 120 yıllık süre içindeki şüphe tanımı da beraberinde gelir. Şehvet de, zararlı ve ölümcül günahlardan biridir. Sanatla kurduğu ilişkide sanatçı veya yazar aracılığıyla iyi olanı kötüye yönlendirecek kadar büyük bir tehlikedir. Oburluk, kibir ve haset insanı şehvetli hale getirir ve bunların hepsi bir sanatçıda oluşmuşsa, oluştuğu andan itibaren o sanatçının zarar gördüğü de kesindir. 120 yılın içerisinde aranırsa, hele günümüze yaklaşan halde, böyle çok insan görebilirsiniz. 120 yılın sanat ortamındaki şehvet şüphe duymak gibi çok önemli bir konuyu önemsizleştirmiş, böylece sanata en gerekli olan, hatta içsel ihtiyacın bile bir parçası olan bu şüphe konusunun üstü, zorlama derecesindeki aşırı istek, yani şehvet sayesinde örtülmüştür. Gene bu süreç için ve genel sanat tarihi kapsamında şehvet dışı olanları tespit etmek, dolayısıyla şüphe faktörünün işlemesine izin vermek, bugün sanat için çözüm üretmede fevkalade önem arz edecektir.
120 yılda ciddi bir sanat pazarı oluşmuştur; büyük yüzdesiyle kirli ve yukarıda saydığım altı günahı mutlak kapsamında barındıran ve hepsiyle birleşerek bir yedinci günahın işlenmesine de neden olan: Aç gözlülük türemiştir. Bugün sanatta her konuda doyum nedir bilmeyen bir açgözlülük tüm dünyada dikkati, üstelik aşırı bir şekilde çeker. Açgözlülük pasta üzerindeki çilektir. Sanatta bir günah pastası imal edilmiş ve açgözlülük de meseleye tüy dikmiştir. Bizim ülkemizdeki ise çok küçük bir pastadır ve çoğunluk tembel olduğu için o pastayı büyütmeye de çabalamadığından, ciddi bir iktisadi rahatsızlık da baş göstermiş, o ufak pastayı herkes sadece didiklemekte, fakat hacim olarak pasta hep aynı pastadır… Oldukça zavallı bir durum, yeknesak ve ayrıca kısır bir döngü de, taklit yoluyla dünyadan çoğun ülkemize transfer edilen sanatın, bütün faktörlerinin içerdiği günahlara bizim de dolaylı yoldan bulaştığımız anlamını da oluşturmuştur. Ve bugün durum budur, içinden çıkılamaz, kilitlenmiş, bunalımlı ve kötülük üretmektedir. Bugün sanatta dünya toplumlarının, hiyerarşik olmayan tine ulaşmayı ummaktan başka çaresi kalmamıştır.
Bir diğer konu da 120 yılın oluşturduğu biyografiler konusudur; sanatçısı, eleştirmeni, küratörü, galericisi, editörü, vb, oburca yönetilen sektörün belirlediği kimselerin biyografileridir bunlar. Taraflı ve yanlıdır. Hepsinde büyük bir kibir hâkimdir. Kibir de ölümcül günahlardan biridir. Ne demek ölümcül olmak. Ölüme dek, yani insanı yok olmaya dek götüren yanlış. Obur dünyanın kibirli insanları, kendilerini beğendikçe beğenmekte ve üstün görmektedir. Üstün gören, altta görmeye sahiptir. Dolayısıyla hükmetme, mutlak birilerine efendi-köle bağlamlı yaklaşıyor demektir. 120 yıl öncesinde bu yöndeki benzer örneklerin daha masum kaldığı, gene de bu ve diğer günahı işleyenlerin o koca sanat tarihinde olduğuna da şüphe yoktur, fakat 20. yüzyılda ve günümüzde bir çılgınlığa dönüşmesi ise bambaşka bir olaydır. Gene bu süreç için ve genel sanat tarihi kapsamında kibir dışı olanları tespit etmek, bugün sanat için çözüm üretmede fevkalade önem arz edecektir.
120 yılın estetik anlayışlarına odaklandığınızda, estetiğe koşut bir başka günahın devreye girdiğini fark edersiniz: Haset. Kıskançlık ve çekememezlik. Sanat ve sanatçı üslup ve tavırlarının bir birini suçladığı ve karaladığı manifestolarla doludur söz konusu 120 yıl. Çoğunluk kendini beğenir ve üstün görür; bir büyük kibir içindedir. Kimileri bu kibre düşmemek ve salt kendi işiyle uğraşmaya da çalışır; işte onlar doğru davranış sergiler, fakat kalabalık içinde kaybolmuşlardır yazık ki. Fakat tabi doğru bir tarih yazımı yapıldığı takdirde onların haklılığı ortaya konacaktır. Aslında haset sanatın aydınlık yüzünün karşıtı olan karanlık yüzünü gösterir. Dolayısıyla söz konusu 120 yıl, ağırlıklı şekilde karanlık yüze sahiptir diye düşünüyorum, halen de bu durum devam etmektedir… Bu süreç için ve genel sanat tarihi kapsamında haset dışı olanları tespit etmek, bugün sanat için çözüm üretmede fevkalade önem arz edecektir. Sanat tarihçisinin en önemli sorumluluğu da bu noktada başlamaktadır bana göre.
120 yılın sanatında, önceki onlarca yüzyılın sanat anlayışlarına oranla bir çırpıda birçok deneyime girilip çıkılması da sözü edilen sürecin önemli bir yanıdır. Fakat bu kez de kendinden olmayana tahammülün az olduğunu, her hareket veya sanat tavrının bir öncekine adeta öfke duyarak harekete geçtiğini, sürecin sanat oluşumları net şekilde ortaya koymaktadır. Mitolojideki tanrısal hiddet ve hışım, bu kez sanata sirayet etmiş gözükmektedir. Sanatın deneyim boyutunda hırs, bir olumsuz faktör olarak durmaktadır. Bu deneyimlerin içinde oburluk, kibir ve haset de destek görür. Hep beraber bu olumsuz faktörler, bugünlere doğru bir gelişme göstermişler ve bugün sanatın içinin boşalmasının en güçlü nedenlerinden biri de beraberce olan bu gelişmedir yazık ki. Bu süreç için ve genel sanat tarihi kapsamında salt sanata yönelik deneyimlerin tespitinin yapılması, bugün sanat için çözüm üretmede gene fevkalade önem arz edecektir. 120 yılın sanatındaki kuramsal çabaların da diğer dört faktörün varlığı altında gerçekleştiği düşünülürse, insanların işi bildikleri gibi, ağırdan, bazı kişi ve olayları yok sayarak, ya da meseleleri iyice çarpıtarak etki altında bir kuramsallık eşliğinde yürüdüklerini söylemek olası. 120 yılın kuramsallığına gelince, iki elin parmak sayısını geçmeyen başat kuramsal kitapların bir tekrarıdır çoğunlukla. Çoğun söz konusu başat kitaplara hep atıf üzerine atıf yapmaktadır diyebiliriz buna. O nedenle ben, bu 120 yıl için bir tembellik günahının da sanatta işlendiğini ayrıca düşünmekteyim doğrusu. Belki bu bazılarına inandırıcı gelmeyecek, fakat gerçekten de durum en genel halde böyledir. Başatlık söz konusudur, o başatlardan kaçta kaçının tarafsız kalıp kalmadığına ve bir güce hizmet edip etmediğine de bakmak gerekmektedir. 120 yılın sanatında oburluk, kibir, haset, öfke var diyorsak, tembellik de mutlak baş gösterecek sonucuna da mantık silsilesi gereği ulaşırız. Bu da kuramsal tarafta kendini ileri sürdüğü gibi, uygulama tarafında da ciddi bir üslupçuluğu körüklemiştir. Tembel olanın yeniyi aramasını bekler misiniz? Oburdur, kibirlidir, hasettir ve öfkelidir, yerinden kalkmaz haldedir; ağırdır, hantaldır.
Sanatta hantallaşma başladığı andan itibaren zorlama derecesinde aşırı istekli olma hali; yani şehvet akla geldiği andan itibaren 120 yıllık süre içindeki şüphe tanımı da beraberinde gelir. Şehvet de, zararlı ve ölümcül günahlardan biridir. Sanatla kurduğu ilişkide sanatçı veya yazar aracılığıyla iyi olanı kötüye yönlendirecek kadar büyük bir tehlikedir. Oburluk, kibir ve haset insanı şehvetli hale getirir ve bunların hepsi bir sanatçıda oluşmuşsa, oluştuğu andan itibaren o sanatçının zarar gördüğü de kesindir. 120 yılın içerisinde aranırsa, hele günümüze yaklaşan halde, böyle çok insan görebilirsiniz. 120 yılın sanat ortamındaki şehvet şüphe duymak gibi çok önemli bir konuyu önemsizleştirmiş, böylece sanata en gerekli olan, hatta içsel ihtiyacın bile bir parçası olan bu şüphe konusunun üstü, zorlama derecesindeki aşırı istek, yani şehvet sayesinde örtülmüştür. Gene bu süreç için ve genel sanat tarihi kapsamında şehvet dışı olanları tespit etmek, dolayısıyla şüphe faktörünün işlemesine izin vermek, bugün sanat için çözüm üretmede fevkalade önem arz edecektir.
120 yılda ciddi bir sanat pazarı oluşmuştur; büyük yüzdesiyle kirli ve yukarıda saydığım altı günahı mutlak kapsamında barındıran ve hepsiyle birleşerek bir yedinci günahın işlenmesine de neden olan: Aç gözlülük türemiştir. Bugün sanatta her konuda doyum nedir bilmeyen bir açgözlülük tüm dünyada dikkati, üstelik aşırı bir şekilde çeker. Açgözlülük pasta üzerindeki çilektir. Sanatta bir günah pastası imal edilmiş ve açgözlülük de meseleye tüy dikmiştir. Bizim ülkemizdeki ise çok küçük bir pastadır ve çoğunluk tembel olduğu için o pastayı büyütmeye de çabalamadığından, ciddi bir iktisadi rahatsızlık da baş göstermiş, o ufak pastayı herkes sadece didiklemekte, fakat hacim olarak pasta hep aynı pastadır… Oldukça zavallı bir durum, yeknesak ve ayrıca kısır bir döngü de, taklit yoluyla dünyadan çoğun ülkemize transfer edilen sanatın, bütün faktörlerinin içerdiği günahlara bizim de dolaylı yoldan bulaştığımız anlamını da oluşturmuştur. Ve bugün durum budur, içinden çıkılamaz, kilitlenmiş, bunalımlı ve kötülük üretmektedir. Bugün sanatta dünya toplumlarının, hiyerarşik olmayan tine ulaşmayı ummaktan başka çaresi kalmamıştır.
Özkan Eroğlu
08.09.2019
x
Yorumlar
Yorum Gönder