Kayıtlar

ressam etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bugün ülke...

Resim
Bu coğrafyada gözü olanları deliye çevirmiş ve bu nedenle içeriden oluşturdukları işbirlikçiler aracılığıyla ülkemiz, Atatürk'ün öldüğü günden itibaren adım adım yıkılıyor. Önceleri bu yıkım çok sesiz yapılırken- tam olarak anlaşılmadan -, son on, on beş yıldır sosyal medyanın da sayesinde hepimizin gözü önünde yapılıyor. Zaten sosyal medyanın dışındaki medyanın zayıflaması ve bir öneminin de kalmaması da sosyal medyanın gücü ele geçirmiş olması. Bu olan bitenlere-yıkıma ses çıkaran var, çıkarmayan var. Ses çıkaranların bireysel kalanları var, bunu az da olsa toplumsallaştırıp ufak da olsa bir sonuca gidenleri var. Neyse sonuca gitmek, olan biteni gözlemleyip, denetimleyebilmek gelişmiş kafaların işi. Para uğruna toplum ve ahlak değerlerini ve daha nicelerini satmamak da öyle. Fakat ne yazık ki yoğun bir satış var toplumun her türlü tabakasından gelen. Ülke adım adım satıldı, parsellendi. Bu bir tarafa, borçlandırılan vatandaş paketlendi ve satışa sunuldu; kısaca gıkını çıkaram...

Altı vurgu...

Resim
I Sanat ortamındaki her türlü şımarık, abartılı ve gösterişli eylem, Türkiye’nin cehennem ateşine taşınan odunlardandır. Bu türlü pislik ve rezilliği oluşturanlara prim vermeyin, protesto edin, ciddiyete davet edin, bu daveti kabul etmiyorsa da dışlayın ve yok sayın..! II “Sanat”, “zanaat” ve “bilim”dir bir toplumu ileri götürecek olan üç şey Saint Simon’a göre ve bence de çok doğrudur. Bu alanlarda en küçüğünden büyüğüne tepki verme kültürünü oluşturamayan hak eden ile hak etmeyeni, sanatçı ile sanatçı olmayanı, bilim insanı olanla olmayanı, vb ayrımları yapamayan bir toplum yarınlara hiç bir hazırlık yapamaz ve geleceği karanlıktır... III Yaratıcı olanla buluş(a)madığınız her defasında farkında olmadan kirlenirsiniz... (Jürgen Bradwolf, Tagebuch, 1978). IV Sanat ortamlarında biri sürekli ödüllendiriliyorsa, bizzat o kişiye ve ortaya koyduklarına dikkat kesilin ve şüphe duyun... (Jürgen Bradwolf, Tagebuch, 1978) V Güzel veya çirkin olmakla yaratıcı veya yaratıcı olmama ko...

Hans Hofmann ve sanatı üzerine

Resim
Münih ve Paris Yılları      Hans Hofmann’ın doğumu ve sonrasındaki çocukluk ve gençlik yıllarında oluşan hayal dünyasının şekillenmesinde, Bavyera bölgesinde büyümesi ve özellikle büyükanne ve büyükbabasından gördüğü yakın ilgi, bu erken yıllarını onların yanında geçirerek yaşamını sürdürmesi, biyografisinde önemli bir yer tutmaktadır. Hofmann’ın yaşamına dair bu ilk bilgiler: Hofmann, 1880’de Almanya’da Weissenburg’da doğmuştur. Ailesi, altı yaşındayken, babasının hükümette yönetici olması üzerine Münih’e taşınmıştır. Hofmann, Bavyera’da büyükanne ve büyükbabasının çiftliğini ziyarete gittikçe sık sık resim yapmıştır. Müziğe olan kökten ilgisi, Hofmann’ın Kandinsky’ye yaklaşmasını sağlamış ve onu Kandinsky’nin ileri sürdüğü “Stimmung” (Derin Hislenme) kavramına götürmüştür. Sanatçı, ayrıca müzik öğrenimi görmüş; keman, piyano ve org çalmada ustalaşmıştır. Hofmann, erken denecek bir yaşta- on altı yaşında- büyük cesaret göstererek bir mühendislik firmasında sorumluluk...

Georges Braque üzerine

Resim
Bizim gibi her alanda olduğu gibi sanatta da geri kalmış ve toplum olmayı becerememiş, en önemlisi de kol gücünden akıl gücüne geçememiş ülkelerde, son derece gereksiz abartılan sanatçılara karşın, adından neredeyse hiç söz edilmeyen, dolayısıyla tanınmayan bazı sanatçılar vardır ki, içinde anıldıkları üslubun asıl yaratıcıları onlardır. Bu yeknesak durum, göz ve sanat bilgisi eksikliğinden kaynaklanır. Picasso göklere çıkarılır da, kimse Braque’dan pek söz etmez, etmek için ise bir çaba da sarfetmez. Bizim gibi ülkelerde biri veya birilerinin peşine takılıp gitmek, çok daha tercih edilendir ne yazık ki. Bunun zararlarını uzun vadede, özellikle yerel sanatçı zannedilenlerden çalışma satın alarak, bunları bir depoda biriktirir gibi davrananlar göreceklerdir. Bu durumun onları pek etkileyeceğini de düşünmüyorum doğrusu, çünkü haydan gelen huya gider en sonunda. İşte bizde sanatın bırakın ortam veya piyasa olmasını, hiçbir şey olamadığı, cehaletin ortada kol gezdiği bir yerde, kimse garan...

Modern sanatın anahtarları ve ölümcül günahlar

Yakın zamanda elime geçen Modern Sanatın Yedi Anahtarı isimli bir kitap bana, yasak meyveyi yiyen bir sanatın olduğunu ve bu yöndeki masumluğun ortadan kaldırılmasına dair de 20. yüzyıl ve günümüz yeterince örnekle onurlandırıldı diye düşündürttü. 20. yüzyıl öyle bir tarih dilimi ki tam anlamıyla yedi ölümcül günahtan oburluğa karşılık geliyor. Ele alacağım ilk dört yaklaşım bozulmuş bir sevginin, beşinci yaklaşım eksik bir sevginin, altı ve yedinci yaklaşımlar ise aşırı sevginin sonuçlarıdır diye belirtmek isterim. Sanatta 20. yüzyıl alabildiğine doymak bilmeyen bir yapıya sahip, önüne ne gelirse yutmakta, hemen öğütüp, gene yutmakta ve gene öğütmekte. Bu döngü böyle devam edip durmakta. Bu döngüden para babaları istiflerine istif kattıkları için, döngüyü güçlü şekilde desteklemekte, vb. Sonuç; sanatta ciddi bir iç boşalmanın yaşanması ve sanatın ölmekten beter hale getirilmesi. 20. yüzyıl öncesi, 20. yüzyıl kadar bile bir denklik sağlayamayacak denli masum kalmakta ortadaki tabloya b...