Kayıtlar

üniversite etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yök, yok olana kadar...

Resim
Şu sanat meselesi dahil, yaratıcılıkla ilgili ne kadar alan varsa, hepsi ile ilgili kişi, çok büyük yüzdeli alt yapıyı 0-5 yaş arasında oluşturuyor. Bu pedagojik gerçeklerden biri. Ayrıca kişi ileri ülkelerde takip ediliyor; yuvadan liseye kadar izlenerek bir kimsenin nasıl bir alana yatkın olduğunun gözetlemesi yapılıyor; en azından yuva ve ilköğretimde bu işler ciddiye alınıyor. Şu bilinmelidir ki yetenek değildir konu, yatkınlıktır ve konu yatkınlık olunca da herkese eşit oranda yaklaşım sağlanır. Yaratıcılıkla ilgili alanların yarıştırılmasından ziyade teşvik edilmesi de söz konusudur ileri ülkelerde. Şimdi tekçi gestapo bir kurum olan Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) bazı alanlarda özel yetenek sınavını kaldırmış. Hemen şu geldi aklıma; kaldırsa ne olur, kaldırmasa ne olur, yüksek öğrenime gelene kadar ülkede eğitim hapı yutmuş, sen o eğilim, yatkınlık meselesini yuvadan lise önüne kadar takip etmedikten sonra ne yapsan boş. Zaten YÖK boş ve zarar veren bir kurum. Görsel sanat eğit...

Üsküdar üniversitesi lekelenmiştir, okutmayın orada çocuklarınızı...

Resim
Ülkemiz üniversiteleri gerçekten gerici. Bunu belli edeni var etmeyeni var. Buna en büyük neden YÖK denen kurum. 1980 askeri darbesinin en büyük zarar noktalarından biri bu kurum. Tamamen  keyfi ve dolayısıyla işine geldiği gibi davrandı hep. 80 öncesinde bir çok değerli öğretim elemanı üniversitelerden uzaklaştırıldı, YÖK ile giderek kadrolar niteliksizleştirildi ve yalaka insanlarla doldu yazık ki. İşte ruhu ve zihni bomboş olan Bir rektör bozuntusu ve kanserle mücadele edip yenik düşen genç bir kızın ardından söyledikleri... Bu zat Üsküdar Ü.nin rektörü imiş. Vay bu ülkenin haline. Yüksek öğrenim kimlere emanet... Hep söylüyorum, yine söyleyeceğim bu özel üniversitelerden bir yol olmaz, burada çocuklarınızı boşuna okutuyorsunuz sayın veliler, yazık ödediğiniz paralara ve en önemlisi çocukların kaybettikleri zamanlara. Şimdi bu rektör bu tip bir konuşma mı yaptı, o üniversitede okuyan ve çalışan herkes yara aldı ve mimlendi, ben size söyleyeyim. Utanmaz insanlar sizi, yazıklar ...

Bugün 12 Eylül...

Resim
Sabah blog'umdaki ilk yazıyı yazdıktan sonra, yazımın beni düşündürmesi sürerken ve kahvaltı yaparken aklıma şu düştü: Bu coğrafya Roma ile çok tanrıcı, Doğu Roma ile ile tanrı imparatordur ve en üst noktadır aşağıya doğru bir hiyerarşi söz konusudur mantığı, daha sonra da tanrı-kul ilişkişi ve hanefi bir anlayış- buraya dikkat: sünni değil - Osmanlı imparatorluğu. Siz buradan nasıl bir genel  tablo çıkarırsınız bilmem de, ben şöyle bir tablo çıkarıyorum: Günümüze doğru giderek kendini cendereye sıkıştıran bir coğrafyam insanı. Tercihleriniz doğaldır ki sizi bağlar ve dolayısıyla birebir etkilerine de siz katlanırsınız. Ayrıca  saydığım bu coğrafyanın uygarlıkları bir başka tercih olarak da sürekli büyümeyi arzu eden yönetim tiplerine sahiptiler. Kısaca hep güçlü toplum olma arzusu, hep kazanan olma ihtirası içindeydiler. 1699'dan itibaren bu coğrafyada bu tip- yedi ölümcül günaha açık - bir yapıdan, bambaşka özelliklere sahip Avrupa'ya bağımlı bir yapıya geçildi ve bu duru...