Kayıtlar

Türkiye etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Türkiye'de sanat piyasası...

Resim
Sanat piyasası denilince, Türkiye'de, kuramla ve pratikle ilgili yanlara dayalı gerçeklerden çok uzak, tamamen düşük duygularla, cahillik dolu zevk ve yönlendirmelerinin geçerli olduğu bir ortamın olduğunu söyleyebiliriz. Her şeyi "para"ya indirgeyen kaba bir anlayış bu, açılışlarda sanatı meze ve fon yapan... Kısaca kayda değer hiç bir ekonomisinin olmadığı cehalet ve yapay gösterişli bir ortamdan söz ediyorum sizlere. Sanat piyasası denilince bir serbest, bir de resmi taraf bulunur bilindiği üzere. Ülkemizde serbest tarafta ne olduğu hiç belli değildir. Adam, kadın paraya sıkışmıştır, elinden çıkarmak istediğini ilk gelene hemen satar; üstelik o satılan şu kadarmış, değerinin altında gitmiş hiç düşünmez. Resmi piyasaya ise müzayedeciliği iyi bildiğini sadece sanan bir kaç kuruluş, bir kaç kendini burjuva sanan aile hakim gözükmektedir, onların da piyasa falan oluşturma gibi dertleri olmadığı gibi, öyle bir güçleri de yoktur zaten, sadece aralarında top çevirirler...

Maskelerin arkasında bir yerde...

Resim
Türkiye'de ne yaşanıyor biliyor musunuz? Aynen şu: "Takılan maskeler ikinci bir mizaç olmuş durumda". Biriyle diyalogta iken maskeli mi maskesiz mi önce bunu sorgulamak zorunda kalıyor, hayli zaman kaybedip, yoruluyorsun önce, dolayısıyla bu durum iki kişiyle aynı anda bir diyalog mücadelesi vermek demek de olmakta ve yapay olan maske bir de ortalığı karıştırmakta, hangi yöne nasıl ve ne şekilde hitap edeceğinizi bilememenin büyük sıkıntısını yaşatmakta size. Zaten diğer taraftan bu toplum insanının cehaleti de başka bir sıkıntı. Afallayıp kalıyorsunuz öylece, donuyorsunuz ve şaşkınlık bile yaşayamadan zaman öylece ruhtan uzak bir şekilde akıp gidiyor. Aslında bir bakıma her şey ne kadar anlamlı ya da anlamsız sorgulamasını o kadar sık yapar hale gelmiş oluyorsun ki, bunun başlı başına kaos yarattığınınsa çok az kimse farkında... James Ensor Facebook'tan doğru ve yararlı paylaşımlar yapan Naz Sezer arkadaşım paylaşmış, tespit edilebilirse yazan kişiyi de ve...

Bugün ülke...

Resim
Bu coğrafyada gözü olanları deliye çevirmiş ve bu nedenle içeriden oluşturdukları işbirlikçiler aracılığıyla ülkemiz, Atatürk'ün öldüğü günden itibaren adım adım yıkılıyor. Önceleri bu yıkım çok sesiz yapılırken- tam olarak anlaşılmadan -, son on, on beş yıldır sosyal medyanın da sayesinde hepimizin gözü önünde yapılıyor. Zaten sosyal medyanın dışındaki medyanın zayıflaması ve bir öneminin de kalmaması da sosyal medyanın gücü ele geçirmiş olması. Bu olan bitenlere-yıkıma ses çıkaran var, çıkarmayan var. Ses çıkaranların bireysel kalanları var, bunu az da olsa toplumsallaştırıp ufak da olsa bir sonuca gidenleri var. Neyse sonuca gitmek, olan biteni gözlemleyip, denetimleyebilmek gelişmiş kafaların işi. Para uğruna toplum ve ahlak değerlerini ve daha nicelerini satmamak da öyle. Fakat ne yazık ki yoğun bir satış var toplumun her türlü tabakasından gelen. Ülke adım adım satıldı, parsellendi. Bu bir tarafa, borçlandırılan vatandaş paketlendi ve satışa sunuldu; kısaca gıkını çıkaram...

Ütopya

Resim
Şu ütopya konusunda bir şeyler yazmanın zamanı geldi de geçiyor. Kısaca ütopya nedir?, TDK'daki karşılığı şöyle: "Gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce". Bir de filozofik olarak bakalım ütopyanın tarifine:  "İdeal bir toplum düzeni ya da yönetim biçimi ortaya koyan tasarım " (Cevizci F.S, s.1906). Gelecek için bugünden söyleyecek olursam, doğaldır ki ütopya yapacağız; bundan başka da açıkçası ülkem için başka bir yol da yok! Ütopya düş mü, gerçek mi olur gelecekte, bu sizin söylediklerinize, belgeleriyle birlikte bıraktığınız yazdıklarınıza bağlıdır. Buna gelecek karar verir. Ancak bugünü doğru okuyan birinin gelecekte ütopik kalacağını hiç sanmam. Mutlaka yaptıklarında, yazdıklarında düş payı sabit kalacaktır, ancak bugünü doğru okuyan birinin geleceğe gerçekçi açılar bırakması olasılığı çok yüksek.  Bugünü acımasızca eleştirmeyen birinin ütopyayı bırakın, yaşama şansı kalmaz. Yaşıyorsak ve bu kadar üretmiş ve  kırk yıl öncesine göre  bunun sonuçla...

Bir Mitchell atölye görüntüsü ve...

Resim
İnstagram'da Joan Mitchell'in dışavurumcu, iç boşalmasına dayalı işlerinin yer aldığı bir atölye görüntüsünü görünce, iç'in ne kadar önemli olduğu ve ancak bu kanalla sanatta bir samimiyetin gelebileceği konusuna gene iliştim bir anda. Geçen gün yazmıştım resimleri üzerine; bu tip bir iç boşalmasını yaşayarak resim yapan bizden de Asım İşler var ve gene geldi aklıma. Bu sanatçılar, sıradan gözler için birbirinin aynı bile kabul edilir ve böyle bir cahillik ülkemizde de sıklıkla kol gezer, dikkati çeker ve hatta dünyada da böyle bir cahilliğe rastlarsınız; özellikle sanatça geri kalmış ülke insanlarında. Bu cahilliğin olmaması için, önce Mitchell'in yerini iyi tanımlayacaksın, daha sonra dünya sanatı kapsamında, onu benzer üsluplar boyutunda, samimi olanla olmayan ölçeğinde gözün ayırt edebilecek ve böylece sanatçıyı doğru şekilde konumlandıracaksın, böyle bir  konumlandırmadan sonra da Asım İşler'in ne olduğunu, nasıl bir plastik yapıyla hareket ettiğini işte o zama...

Doğa, en sonunda mutlaka öcünü alır..!

Resim
1782 yılında Tiefurter Dergisi’nin 32. sayısında yazar ismi olmadan “Die Natur” (Doğa) isimli bir yazı yayınlanır. Bu yazının Goethe’ye ait olduğu düşünülür. Fakat Goethe yazının Georg Christoph Tobler (1757-1812) isimli bir ilahiyatçı tarafından kaleme aldığını ileri sürerek, kendisinin yazmadığını vurgular. Peki nedir bu yazıdaki sır? Bilinen bir şey varsa, o da Goethe’nin anlayışında “tanrı-doğa”, “doğa-tanrı” kavramları iç içe geçmiştir. Buna göre Goethe’nin doğa felsefesinde “insan-doğa” ilişkisinin de derinlemesine irdelendiğini bilmekteyiz. Söz konusu yazı “doğa”, “tanrı” ve “insan” kavramlarına bir bakıştır; daha çok da “insan”da “doğa-tanrı”yı, “doğa-tanrı”da da “insan”ı irdeler. Şimdi bu yazının tamamı Sanatçı Aurası kitabımın başında. Aşağıda, yazının son paragrafını veriyor ve bu paragrafa göre "deprem meselesini yorumlamanızı rica ediyorum; kısaca doğa ne isterse o olacaktır. Doğayı betonla ören Türkiye'deki ve İstanbul'daki zihniyet, olacak yıkımı en başından...

Bir ricam olacak..!

Resim
25 yıldır hiç durmaksızın sanat sorunları üzerine dünya ölçeğinde düşünüyor ve yazıyorum. Yazdıklarım, yorum ve eleştiri şeklinde genleşmiş durumda. Gerek Türkiye'deki sanat ortamına, gerekse dünyadaki sanatın klasik ve modern yanlarına dönük, son altı yıldır kitaplar kaleme alıyorum. Tekhne Yayınları da kitaplarımı basmak için kuruldu; bunu da açıkça belirtmek gerek. Fakat yanı sıra başka değerli yazar metinlerini de kitaplaştırdık ve kitaplaştıracağız. Özellikle bana ülkemizdeki sanat ortamıyla ilgili çok soru geliyor. Bu sorulara toptan bir cevabı buradan vereyim. Birincisi Türkiye'de sanat denilince görsel sanatların en temel kolu olan resim sanatı henüz yarım yamalak bir halde; tarih, yorum ve eleştiri düzleminde birçok eksiği var. O nedenle de diğer görsel sanat dalları ve sanat hareketlerinin hali fena durumda bana göre. Lütfen bir ricam var; Türkiye'deki sanatı yakından ilgilendiren kitaplarıma iyi baktıktan sonra, bana sorularınızı yöneltirseniz, o kitapları hem ...

Eserlerimiz bizi an­latırlar; bizden sonra eserlerimize bakın!

Resim
“Eserlerimiz bizi an­latırlar; bizden sonra eserlerimize bakın”. Abdülbaki Gölpınarlı bu sözü veriyor bir kitabında. Şöyle düşünüyorum: Yazılı metinsel bir çalışmadan bahsediyorum, çünkü yazmayı seviyorum. Yazarak düşünmek de mutlu olduğum bir konu. Yazarak ortaya çıkan bir oluşmada birincisi bana etkide bulunacak özgün bir yan arıyorum, ikincisi bir iddiasının olması da beni yakından  ilgilendiriyor. Ayrıca bir üçüncüsü yazanın yazdıkları aracılığıyla beni ilkeli ve ahlaklı olduğuna ikna etmesi de çok önemli. Bunu bu coğrafyada özellikle arıyorum, çünkü bulmakta zorlanıyorum bu tip insanları. Herkes birisinin, birilerinin peşine düşmüş, onların peşinden gidiyor, yaranıyor, yaranmak istiyor, yaranınca hoşuna gidiyor, bundan zevk alıyor, bu zevk onu şımartıyor bile. Kendine dönemeden, özüne inemeyen biri, hiç bir konuda da özü yakalayamaz. Ben böyle düşünüyorum. Yapılan her eylemin alemde bir karşılığı vardır, ya alem o eylemi istiyordur, ya da o eylem alemi. Buradaki duruma göre ...