Kayıtlar

görsel sanatlar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Avni Lifij'i abartma malzemesi yapmayın lütfen..!

Resim
Avni Lifij'in kaleme aldığı yazıların bir kitapta toplanması son derece yararlı ve bana soracak olursanız oldukça gecikmiş bir iş. Nitekim yeni kuşakların, böylesine resim sanatımız açısından modern çağdaş kök olmuş birisini, özellikle onun entelektüel yönünü anlaması için yazdıklarını okuması çok önemli. Fakat ülkece bir sanat felsefi toplum olmadığımız, aslında daha doğrusu hiç bir alanın filozofisini gerçekleştiremediğimizden ötürü, hazırlanan kitabın editörünün kaleme aldığı yazıda, özellikle iki vurgu dikkatimi çok çekti: Biri; metnin başında Lifij'in bir efsane olarak gösterilmesiydi. Kanımca bu, ancak gerçeklerden uzaklaşmak veya gerçekleri hiç anlayamamakla eş bir tutum olabilir. Bunu, efsane sözcüğünün anlamlarına TDK'dan bakınca daha da iyi anlıyoruz: Üç anlamı var bu sözcüğün:  " Eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayalî hikâye, söylence".  " Gerçeğe dayanmayan, asılsız söz, hikâye vb" ve "...

Gerçekler üzerine düşünürken 2

Resim
İslam ve kozmoloji konularındaki çalışmalarım sürüyor; sürdükçe düşünme ve düşünce üretmelerim, zihin içi tartışmalarımda yoğunlaşmalar, daha bir kendini kabul ettirme noktasına varmakta. Bu bağlamda "İslam Sanatı" kitabımı kaleme alırken İhvan-ı Safa topluluğunun düşüncelerinden çok etkilenmiş, dolayısıyla bir İslam sanatı bakışı ortaya konulacaksa, bunun düşünsel ön planında göz ardı edilmemesi gerektiğine kanaat getirmiş ve değerlendirmiştim. Sonrasında bu yöne olan merakım giderek arttı. Hüseyin Nasr okumaları yapmaya başladım; özellikle de "İslam Kozmoloji Öğretilerine Giriş" ile işe başladım. Bu kitap en başta İhvan-ı Safa olmak üzere, bambaşka yerlere taşıdı beni. Fakat sonuçta ele alınan "hochwelt", yani yüksek alem düşüncesinin Batıda Doğuda da olan bir şey olduğu ve aynı noktalara vardığının rahatlıkla altını çizebilirim. O şeye ulaşana ne mutlu; ulaştım mı, evet, o şeyi yakaladım. İşte o şeyi yakalayınca her olguya bakışınız değişiyor, ele al...

Yorum yapma hakkı..!

Resim
Dünyanın önemli sanat metropollerinde bir sergi üzerine, o sergiyi gezenlerin de yorumda bulundukları ve bu yorumların kayıt altına alındığı, hatta ilgili sergi ile yapılan yayınlarda bu yorumların değerlendirildiğini de zaman zaman da olsa görürsünüz. Türkiye'de izleyicinin en olumsuz ve en olumlu yaklaşımlarına değer gösterildiği, dahası kayıt altına alındığına ise tanık olmadım. O nedenle dün, Facebook arkadaşlarımdan Nazan Aksöz'ün yalın bienal yorumları mutluluk verdi bana ve o nedenle paylaşma istenci duydum; çıplak gerçekliği içermesi ve saflığı önemliydi bence. Çünkü sanat üzerine en saçma sapan yorum bile olsa, en azından önemlidir bana göre. Kaldı ki Aksöz'ün yorumları oldukça ciddi sorgulamaları hatırlatmasıyla önemli. O yorumları buradan da paylaşmak isterim: Soldaki görsel Venedik Bienalinde sergilenen dev heykel çalışması Adı:Köprüler Kurmak | Lorenzo Quinn, 2019 İtalyan sanatçı Lorenzo Quinn, 58. Venedik Bienali k apsamında 15 metre uzunluğunda el heykeller...

Maskelerin arkasında bir yerde...

Resim
Türkiye'de ne yaşanıyor biliyor musunuz? Aynen şu: "Takılan maskeler ikinci bir mizaç olmuş durumda". Biriyle diyalogta iken maskeli mi maskesiz mi önce bunu sorgulamak zorunda kalıyor, hayli zaman kaybedip, yoruluyorsun önce, dolayısıyla bu durum iki kişiyle aynı anda bir diyalog mücadelesi vermek demek de olmakta ve yapay olan maske bir de ortalığı karıştırmakta, hangi yöne nasıl ve ne şekilde hitap edeceğinizi bilememenin büyük sıkıntısını yaşatmakta size. Zaten diğer taraftan bu toplum insanının cehaleti de başka bir sıkıntı. Afallayıp kalıyorsunuz öylece, donuyorsunuz ve şaşkınlık bile yaşayamadan zaman öylece ruhtan uzak bir şekilde akıp gidiyor. Aslında bir bakıma her şey ne kadar anlamlı ya da anlamsız sorgulamasını o kadar sık yapar hale gelmiş oluyorsun ki, bunun başlı başına kaos yarattığınınsa çok az kimse farkında... James Ensor Facebook'tan doğru ve yararlı paylaşımlar yapan Naz Sezer arkadaşım paylaşmış, tespit edilebilirse yazan kişiyi de ve...

Bugün ülke...

Resim
Bu coğrafyada gözü olanları deliye çevirmiş ve bu nedenle içeriden oluşturdukları işbirlikçiler aracılığıyla ülkemiz, Atatürk'ün öldüğü günden itibaren adım adım yıkılıyor. Önceleri bu yıkım çok sesiz yapılırken- tam olarak anlaşılmadan -, son on, on beş yıldır sosyal medyanın da sayesinde hepimizin gözü önünde yapılıyor. Zaten sosyal medyanın dışındaki medyanın zayıflaması ve bir öneminin de kalmaması da sosyal medyanın gücü ele geçirmiş olması. Bu olan bitenlere-yıkıma ses çıkaran var, çıkarmayan var. Ses çıkaranların bireysel kalanları var, bunu az da olsa toplumsallaştırıp ufak da olsa bir sonuca gidenleri var. Neyse sonuca gitmek, olan biteni gözlemleyip, denetimleyebilmek gelişmiş kafaların işi. Para uğruna toplum ve ahlak değerlerini ve daha nicelerini satmamak da öyle. Fakat ne yazık ki yoğun bir satış var toplumun her türlü tabakasından gelen. Ülke adım adım satıldı, parsellendi. Bu bir tarafa, borçlandırılan vatandaş paketlendi ve satışa sunuldu; kısaca gıkını çıkaram...

Önce ciddi olacaksın..!

Resim
Bilim yapacaksan Almanca dile hakim olacaksın, daha doğrusu Almancayı bilmek değil, içselleştireceksin. Fakat bu oldukça zor. Almancada düşünmüş ve yazmış insanların içinde öne çıkanları iyi tespit edebilmenizle de ilgili söz konusu zorluktan sıyrılmak. Sadece dile hakimiyet yetmez, o dilde okuduklarınızın da büyük önemi var. Aynı şey Türkçe için de geçerli. Türkçe'de de neyi okuyacağınızı, hangi yazar/lara odaklanacağınızı da bulmak öyle kolay bir şey değil; hele günümüz popülerliğine takılıp giderseniz işiniz daha da bir zor. 2011'den bu yana sanat ve bilim ilişkisini hemen her gün üç beş saat uyku saatimin dışında sürekli kurcalıyor ve bazı konuları irdelemeye çalışıyorum. Bunların büyük bir kısmı benim gibi değil de, sanat ve bilim ilişkisine daha erken yaşlarda meraklananlar olur düşüncesiyle kitaplaştırıldı, yeri geldikçe video kaydı ve yazı olarak da ele alınmaya çalışılıyor. Bilime yaklaşmaktaki biricik konu merak. Merak eden kimse bir sonuç alır veya alamaz bilimsel ...

Ütopya

Resim
Şu ütopya konusunda bir şeyler yazmanın zamanı geldi de geçiyor. Kısaca ütopya nedir?, TDK'daki karşılığı şöyle: "Gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce". Bir de filozofik olarak bakalım ütopyanın tarifine:  "İdeal bir toplum düzeni ya da yönetim biçimi ortaya koyan tasarım " (Cevizci F.S, s.1906). Gelecek için bugünden söyleyecek olursam, doğaldır ki ütopya yapacağız; bundan başka da açıkçası ülkem için başka bir yol da yok! Ütopya düş mü, gerçek mi olur gelecekte, bu sizin söylediklerinize, belgeleriyle birlikte bıraktığınız yazdıklarınıza bağlıdır. Buna gelecek karar verir. Ancak bugünü doğru okuyan birinin gelecekte ütopik kalacağını hiç sanmam. Mutlaka yaptıklarında, yazdıklarında düş payı sabit kalacaktır, ancak bugünü doğru okuyan birinin geleceğe gerçekçi açılar bırakması olasılığı çok yüksek.  Bugünü acımasızca eleştirmeyen birinin ütopyayı bırakın, yaşama şansı kalmaz. Yaşıyorsak ve bu kadar üretmiş ve  kırk yıl öncesine göre  bunun sonuçla...

Emil Nolde ve manzaraları

Resim
Önce sanatçı ile kısa bir bilgi verelim: Nolde Emil (1867-1956) Alman ressam ve gravürcü Nordschleswig’de bir çiftlikte Emil Hansen ismiyle dünyaya gelmiştir. Daha çocukluğunda resme meraklı olan sanatçı, on yedi yaşında mobilya ve ağaç oyma üzerine eğitim almıştır. 1888’de de Karlsruhe Uygulamalı Sanat Okulu’na girmiştir. 1890’da Berlin’e taşınmış ve bir mobilya fabrikasında çalışmıştır. 1891’de İsviçre St. Gallen Endüstri Meslek Müzesi’nde görev alarak burada iki yıl bulunmuştur. 1897’de Jugend (Gençlik) dergisi sanatçının iki resmini yayınlamıştır. Bu iki kartpostal resmi öylesine ilgi görmüştür ki, sanatçı on gün gibi bir sürede bunlardan yüz bin adet bastırıp satmıştır. Nolde, böylece ressam olmaya karar vermiştir. Münih Akademisi’ne giremeyince özel sanat okullarında eğitim görmüştür. Özellikle Paris’teki Akademi Julian önemli bir yer tutar. 1901’de Danimarka’ya seyahat eder ve bu sırada düşsel manzarası “Vor Sonnenaufgang”ı (Güneş Doğmadan) yapar. 1901’de evlenir, Berlin’e yerl...

Mehmet Turgul Anday Sergisi

Resim
Sergi, 10 Ekim-5 Kasım 2019 tarihleri arasında GALERİ ARK’ta. Yaratıcı sanatla ilgilenenlerin bu sergiyi görmelerini tavsiye ederim. ..2015’in yaz aylarında, arkadaşım sanatçı Semra Göney’in aracılığıyla, sanatçısının “Artab” tanımlaması altında sunduğu bir dizi resimle tanışıyordum. Bu sanatçı, resimleriyle tanışmamdan yaklaşık bir, bir buçuk yıl önce yaşama gözlerini yuman Mehmet Turgul Anday’dı. O da resimleri aracılığıyla yeryüzüne inen tinselliğini tüm zenginliği ile sunmakta, o günden itibaren de kafamda bir çekmece açıp, üzerinde düşünmeme neden olmuştu. Yıllarca atölyesinde kapalı yaşamış, oldukça az; bir iki insanla yakınlaşmış, içe dönük psikolojik boyutunu, resimlerini aracı ederek dışa vurmaya çalışmış, adeta bir mağara ressamı gibi davranışlar içinde olduğunu üflemişti yüzüme. Sanat işte böyle bir şeydi, kolay olmayan, kendine yaklaşıp, meşgul olacaklara meşakkatli bir yolu öngörüyordu... (Ö. Eroğlu, Türkiye’de Sanatın Durumu, İstanbul, Tekhne, 2019, s. 193) ...Mehmet...

Sabah sabah aklıma takılanlar...

Resim
Biz yazarlar bir araya gelme olanağını ne yazık ki neredeyse hiç bulamayız, bulmak da istemeyiz,- ben buna her zaman açık olunmasından yana düşünce sürmüşümdür hep   ileri - özellikle ülkemizde durum budur. Sabah sabah bir takım küçük göz gezdirmeler yaparken Mehmet Ergüven'in "Yoruma Doğru" isimli kitabının 1992'deki ilk baskısının başlarındaki bir kaç vurgusu dikkatimi çekti; o nedenle onlar üzerine düşüncelerimi söylemek istiyorum: "Sanatın özü, sürekli kendini yadsıyan bir doğrudur" . İlgili kitabın önsözünde dikkatimi çeken bu vurguya benim yaklaşımım şöyle: Sanatın özü; örneğin görsel sanatları oluşturan dalların hem kendi özleri, hem de birbirleriyle ortak inşa ettikleri özler olduğuna inanırım. Öz, görsel sanatlar alanında çok nettir ve dolayısıyla bellidir; o da göz ile ilgili, plastik olandır, en son noktada formlara dayalı olandan oluşur; her şey bu dizge üzerine örgü edilir. Ortada bu öz açısından bir yadsıma değil, açık bir şekilde birbi...

Bu dünyayı bulduğunuzdan daha iyi hale getirin ve öyle bırakın!

Resim
The Current War, Türkçedeki ismiyle Elektrik Savaşları filmini bugün izledim. Westinghouse, Edison ve Tesla arasındaki ilişkilere odaklanıyor film. Fakat konusuna da çok uygun olarak hem Land Art, hem de Light Art olgularını, karanlıkta aydınlık filozofisi kapsamında yönetmen izleyiciye verirken, karanlık-aydınlık arasındaki bağı zamanın zihni üzerinden değerlendiren sahneleri de sunmadan edemiyor. Kıyasıya mücadelede, Westinghause'un hisli yapısı karşısında sonunda yumuşayan Edison ve şanssız olan Tesla 1880-1892 yılları arasında arz-ı endam ediyorlar film içinde. 19. yüzyılın o harika atmosferini solumak için değerli bir film bence. Gerçekten sinema vardığı bütünsel sanat noktasıyla estetik açıdan tüm görsel sanat dallarını artık araç konumuna itmiş durumda... Filmden zihnime kazınan iki vurgunun dışında Westinghouse ile Edison'un dünya fuarında karşılaştıklarında konuştukları da çok ilginçti. Burada vurgulananlar sınır ve sınırsızlık kavramları üzerinden diyalogları içer...

Angaje olandan uzak durun!

Resim
İnsanların ve ve toplumların gerçekleşen eylemler üzerinden ilerici ve gericisi olduğu gibi, sanatçıların da ilerici ve gericileri vardır. Sanatta, adına sanatçı bile denilmemesi gereken gerici iş sahipleriyle, işleriyle ilerici olup, yeniyi hedefleyen insanlar bir aradadır ve ayrıca iki uç arasında kalan çeşitli kalibrelere sahip sanatçılar vardır. Hep söylediğim; bunlar arasındaki ayrımı ve kalibre farklarını ortaya koyabilmenin yegane yolu, sanatın üstün örneklerini tespit edip, bunlarla yan yana getirmek ve bir karşılaştırmaya gitmektir. Bu, en sağlam ve güvenilir yoldur. Ancak, sanatın üstün örneklerinin tespitini herkes yapabilir mi? İşte büyük sıkıntı tam da bu noktadır. Bu yönde bir bütünsel sanat algısı gerekmekte, bu algıya ulaşabilmekse- sanatçı anlamında - ne yazık ki herkes için mümkün gözükmemektedir. O zaman da dile getirdiğim yöndeki kalibre farkları da toplumlarda masaya net şekilde yatırılamamaktadır. Bu tespite giderken- izleyicide - sağlam bir göz, bilgi ve biriktir...

Bir Mitchell atölye görüntüsü ve...

Resim
İnstagram'da Joan Mitchell'in dışavurumcu, iç boşalmasına dayalı işlerinin yer aldığı bir atölye görüntüsünü görünce, iç'in ne kadar önemli olduğu ve ancak bu kanalla sanatta bir samimiyetin gelebileceği konusuna gene iliştim bir anda. Geçen gün yazmıştım resimleri üzerine; bu tip bir iç boşalmasını yaşayarak resim yapan bizden de Asım İşler var ve gene geldi aklıma. Bu sanatçılar, sıradan gözler için birbirinin aynı bile kabul edilir ve böyle bir cahillik ülkemizde de sıklıkla kol gezer, dikkati çeker ve hatta dünyada da böyle bir cahilliğe rastlarsınız; özellikle sanatça geri kalmış ülke insanlarında. Bu cahilliğin olmaması için, önce Mitchell'in yerini iyi tanımlayacaksın, daha sonra dünya sanatı kapsamında, onu benzer üsluplar boyutunda, samimi olanla olmayan ölçeğinde gözün ayırt edebilecek ve böylece sanatçıyı doğru şekilde konumlandıracaksın, böyle bir  konumlandırmadan sonra da Asım İşler'in ne olduğunu, nasıl bir plastik yapıyla hareket ettiğini işte o zama...

Altı vurgu...

Resim
I Sanat ortamındaki her türlü şımarık, abartılı ve gösterişli eylem, Türkiye’nin cehennem ateşine taşınan odunlardandır. Bu türlü pislik ve rezilliği oluşturanlara prim vermeyin, protesto edin, ciddiyete davet edin, bu daveti kabul etmiyorsa da dışlayın ve yok sayın..! II “Sanat”, “zanaat” ve “bilim”dir bir toplumu ileri götürecek olan üç şey Saint Simon’a göre ve bence de çok doğrudur. Bu alanlarda en küçüğünden büyüğüne tepki verme kültürünü oluşturamayan hak eden ile hak etmeyeni, sanatçı ile sanatçı olmayanı, bilim insanı olanla olmayanı, vb ayrımları yapamayan bir toplum yarınlara hiç bir hazırlık yapamaz ve geleceği karanlıktır... III Yaratıcı olanla buluş(a)madığınız her defasında farkında olmadan kirlenirsiniz... (Jürgen Bradwolf, Tagebuch, 1978). IV Sanat ortamlarında biri sürekli ödüllendiriliyorsa, bizzat o kişiye ve ortaya koyduklarına dikkat kesilin ve şüphe duyun... (Jürgen Bradwolf, Tagebuch, 1978) V Güzel veya çirkin olmakla yaratıcı veya yaratıcı olmama ko...

Plastik olanı şiire yaklaştırmak

Resim
Plastik olanı (resim, heykel ve mimari) şiire yaklaştıranların kaybettiğini, kaybetme nedenlerinin de meseleyi kırılganlaştıran, dahası plastik olanda yeni bir dilden uzaklaştıran, işi belli cümle ve tümceler etrafında dolaşmaya neden bırakan bir sözlüğe hapis ve buradan hareketle tekrara- eylemde ve sonuçta tekrara - düşmeye, ele alınan işin sahibini ittiğini söylemeliyiz. Yeknesaklaşan ve gittikçe sakil hale gelen bir durum ortaya çıkmaktadır yani, en önemlisi de “efekt” lerin kaldıramayacağı, onların onurunu kıran bir yere doğru yuvarlanması söz konusudur... Bunun zararlarına Dada ve Sürrealizm işaret etmişti. Buna rağmen aynı hatalara düşen, sanat yaptığını zannedenlerimizi görünce, sanat tarihinden nasıl bihaber olduklarını da anlamış oluyor, o gayretlerin neden evrenselleşemediğini daha da iyi anlıyoruz. Özellikle soyut ve soyutlama meselelerinde, şiirsel kılınan her durumda sözünü ettiğim- bir gıdanın vitaminlerini yok etme gibi - “efekt” ler yok olmakta, o zaman da izleyicini...

İki yeni seminer başlatıyorum..!

Resim
İki yeni seminer başlatıyorum. Takip etmek isteyenlerin dikkatine: İki grup çalışması düşünüyorum: Grup 1, genel kuramsal bir çalışmayı, Grup 2 ise, özel kuramsal bir çalışmayı içerecektir. Böyle bir yöntem, zihin ve ruh üzerinde derin bir etki bırakacak analojik görme ve bilginin edinilmesinin bir beraberlik içermesinden ötürü tercih edilmiştir. Grup 1: Sanat Yapıtı Algısı (Her hafta Salı günü saat 22.00’de) Grup 2: Işıktan Renge, Renkten Işığa (Her hafta Perşembe günü saat 22.00’de) Her grup için ilk planda dörder konferans planlamaktayım. Çalışmalar için 1 ve 3 Ekim 2019 günleri bir giriş ve tanışma toplantısı yapılacak, okunacak ve görülecek malzemeler üzerine sohbet edeceğiz (Konferans görselleri ilgili grup üzerinden paylaşılacaktır). İki seminer de 29 ve 31 Ekim 2019 günlerinde tamamlanacaktır. Her yapılan konuşma sözü edilen tarihler arasında grupta bant yayınında kalacaktır… Grup 1: Beş konuşma: 1, 8, 15, 22, 29 Ekim 2019  Grup 2: Beş konuşma: 3,...

Semih Kaplanoğlu'nun son filmi

Resim
Semih Kaplanoğlu'nun yazdığı ve yönettiği "Aslı"yı izledim. Tam bu zamanda Tarantino ve Lapid'lerin filmleri de derinlikli şekilde benim için devredeydi. O nedenle bütünsel bir algının sinemada sonuçlanan haline (bu konuda pek yakında bir kitap yayınlayacağım) örnek bir dönemden geçiyoruz; iki yabancı filmden net olarak bunu anlıyordum. Burada dikkat çekeceğim asıl konu şu: Lapid'lerin filmi bir ciddi kavram ve terminoloji üzerinde gelişiyor, Tarantino'nun filmi de oyunculuk sinemasının kalbine hançeri saplıyorken, Kaplanoğlu'nun filminde çalışan ve çocuk sahibi evli bir kadının başından geçen, kısaca toplumsallığın halledilememesinden kaynaklanan bireysel bir sorunu tartışıyor. Buradan da şu sonuç çıkıyor: Türkiye basit birçok problemi daha çözememiş durumda. Kısaca "elalem aya, biz yaya" sözü geçerli 2019 dünyasında Türkiye'nin durumu için. Bu noktada Kaplanoğlu'nun böyle bir filme yönelmesini eleştirmiyorum. Eleştirdiğim asıl konu;...

Görsel sanatlarla ilgili...

Resim
Dün şöyle bir şey paylaşmıştım sosyal medyada: "Görsel sanatların hangi dalı olursa olsun plastik çözümleme yapamayanın hikaye anlatmaktan başka şansı kalmaz. O da sadece hedef şaşırtmaya neden olur. Bu da Türkiye’de her çeşidiyle bolca yapılmaktadır..."                                                                                                              Nakkaş Osman, Savaş Düzeni Bu vurguları bir sanat yapıtı karşısında: "Plastik çözümleme için, “önce sanat tarihini form tarihi olarak bellemek”, sonra “bugün gördüklerini o bellediklerinle karşılaştırmaya götürebilecek bir görsel zenginliğe sahip olmak” ve en önemlisi “analojik bir hafıza yaratabilmek”... En sonunda da bütün bu olup biteni sanat kuram...

Ne amaç, ne araç, farkına varmanın zamanı gelmedi mi?

Resim
Uluslararası anlamda sinopsisi üzerinden görüş de aldığım, sağlam bir kuramsal yaklaşım ve durum tespiti ile önerilerini içeren bir kitap metni geliyor adım adım...  Yaklaşık son on yıldır üzerinde çalıştığım son derece uluslararası tespitlerin yer aldığı iki bölümlü çalışmanın bir bölümü aydınlık, diğer bölümü karanlık... Artık bazı şeyleri anlama vakti, neyin araç, neyin amaç olduğunu fark ettirecek bir kitap olacak! 

Görüntünün hareketli olanı...

Resim
Görsel sanatlara olan bakışı dünya sanatı kapsamında değiştirecek bir kitap metni üzerinde çalışmaktayım. Pek yakın bir zamanda Tekhne’den yayınlanabileceğini umuyorum. Bütünsel sanat algısı üzerine görüşlerimi içerecek bu kitap, bugün dünyada biricik sanat dalının sinema olduğunu, diğer bütün görsel sanat dallarının amaç olmaktan çıkarak salt araç haline dönüştüğünü ve bu dönüşmenin gerekçelerini dile getirip, bazı düşünsel ve plastik vurgularla meseleyi açıklamaya çalışıyorum. Evet bolca sinemaya bakın, görmeye çalışın, gördüklerinizi algılayıp, analojilere sürükleyin. Teknolojinin bu denli geliştiği bir zamanda, zamanın da kıymetli olduğunu, malzemenin kapitale endekslendiği bugünlerde, hareketli görüntüye dayalı film gerçekliklerine hakikat adına dikkat kesilmekte büyük yarar olduğunu düşünüyorum... ve mutlaka bütünsel bir sanat algısının içinde olmaya bakın..!